Anasayfa / Genel Kültür / Tarih / Osmanlı’nın Sayfiyesi Hasköy
hasköy hasbahçe

Osmanlı’nın Sayfiyesi Hasköy

Bizans soyluları Haliç’e MS 5. yüzyıldan başlayarak sayfiye konakları inşa ettirdiler. Haliç kıyılarından Okmeydanı ve Kasımpaşa sırtlarına doğru olan hattı, bağ alanı, koruluk ve sayfiye olarak değerlendirdiler. Tarihi kaynaklardan, III. Mihael’in (842-867) Hasköy’e avlanmaya gittiğini, imparator I. Manuel Komnenos döneminde (1081-1118) ise Hasköy’ün imparatorluğun sayfiye, avcılık ve dinlenme yeri olarak kullanıldığını, bu amaçla konaklar inşa edildiğini biliyoruz.

Fethin hemen akabinde, otağını Hasköy yakınlarında kurup savaş ganimetlerini burada dağıtan II. (Fatih Sultan) Mehmet daha sonra fermanlarıyla bu bölgeyi mamur hale getirdi. Fetih sonrasında Bizans’ın birçok müessesesini devralan Osmanlı padişahları, Haliç’i de sayfiye beldesi olarak devralıp değerlendirdiler. 19. yüzyıldan günümüze Boğaziçi biz İstanbullular için ne anlam ifade ediyorsa, Haliç de parlak yaşantısı ile 5. yüzyıldan 18. yüzyıl sonuna kadar olan dönemde İstanbul sakinlerine benzer bir anlam ifade etti.

Hasköy-Okmeydanı-Kasımpaşa semtleriyle sahil şeridi arasında kalan arazide Osmanlı imparatorluk Tersanesi kurulunca, civardaki mesire alanlarına da “Tersane Has Bahçesi” adı verildi. Bizans zamanında Paraskevi ismiyle anılan bölgeye Türkler önce Parasköy, daha sonra da Has Bahçe’yle bağlantı kurarak Hasköy dediler. 16. ve 17. yüzyıllar Haliç’in ihtişamlı dönemi için bir doruk noktası oldu. Bölge, tarihsel süreç içinde çeşitli padişahların yaptırdığı kasırlarla doldu. Haliç’in kuzeyinde sayfiye ve av köşkleri ile çeşidi avlular, sofalar, havuz ve şadırvanlar ile hamam yapıldı. Kıyı şeridi de yalı ve saraylarla donatıldı.

aynalı kavak kasrı

Hasköy – Hasbahçe Ağaçları

12 bin de servi ağacı dikildi. Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde ağaçların sıklığından ötürü Hasbahçe için “güneş tesir etmez” der. Osmanlı bahçe tanzim sanatının en güzel örnekleri de buradaydı. Hasbahçe’deki yapılaşma, I. Ahmed döneminde (1603-1617) hız kazandı. Tersane Sarayı bu dönemde inşa edildi. Ancak, Harem ve Enderun takımından kısıtlı sayıda kişiyi alabildiği için artan ilgi nedeniyle Haliç’in yukarısındaki Karaağaç Sarayı ile bitişiğindeki Yusuf Efendi Bahçesi’ne de yerleşildi. Sultan (Deli) İbrahim döneminde (1640-1648) deniz kenarında bir köşk daha yaptırıldı. 1678 yangını sonrasında yapılar grubuna bugün Aynalıkavak Kasrı olarak bildiğimiz kasır ilave edildi. Sultan III. Selim dönemi (1789-1807) Tersane Sarayı’nın başlangıçta onarımlar gördüğü ve yeniden yaşatıldığı bir dönem oldu. Sultan da musiki çalışmalarım çoğunlukla burada gerçekleştirdi.

Boğaziçi’nin Polüler Olmaya Başlaması Hasköy’ü Tahtından Etti

Saraylar kompleksinin sahil şeridindeki geniş yapılanmasını yıkılmadan önce gösteren tek belge, Melling’e ait 1819 tarihli bir gravür. Bu gravürde sarayın Hasköy’de Handan Ağa Mescidi’nden başlayarak tersaneye kadar uzanan sahil şeridini kapladığı görülür. Üç yüzyıl boyunca Haliç kıyılarını süsleyen yapılar grubu Taşkızak Tersanesi’nin bulunduğu yerde dev bir arazi içindeki çok sayıda bileşenden oluşuyordu: Has Oda Kasrı, Namazgah Köşkü, Harem Kanadı, Tersane Eminlerine tahsis edilen Sahilhane, Seferli/Kilerli Silahtar Ağa Hazine Vekili Daireleri, Sera vb. Ancak, büyük sahil saray kompleksi sürekli onarım istiyordu. Daha da önemlisi, hanedanın ilgisi daha Avrupai tarzda yapılara ve Boğaziçi’ne yönelmişti. Bu nedenle geniş arazisinin önemli bir kısmı peyderpey tersaneye bırakıldı ve zamanla iyice gözden düştü. Yapılar da zamana direnemedi ve çoğunluğu yok olup gitti.

Üç imparatorluğu buluşturan, İstanbul’un “Dünya Mirası Listesi”ne alınmasında asli rol üstlenen, kente bugün yok etmek için yarıştığımız orijinal kimliğini ve tarihi siluetini kazandıran bir yerdir Haliç. Bugün Haliç’in o parlak dönemlerini ve yaşantısını, Osmanlı’nın sayfiyesini anımsatabilecek tüm yapı ve güzelliklerden geriye yalnızca Aynalıkavak Kasrı kalmıştır.

Aynalıkavak İsmi Nereden Geliyor?

Tarihsel süreç içinde çeşitli padişahların yaptırdığı kasırlarla genişleyen ve “Tersane Sarayı” olarak hatırlanan bu yapılar bütünü; 17. yüzyıldan itibaren “Aynalıkavak Sarayı” olarak da adlandırılmıştır. Sarayın adı ile ilgili söylentilere göre, Osmanlı’da düz pencere camı üretilmemektedir. Ancak Venedik Doc’unun Sultan’a hediye ettiği kristal Venedik aynalarına yakışan bir kasır yapılması istenir. Sultan bu emri “kavak boylu aynalara” yakışan bir kasır şeklinde telaffuz edince saray bu şekilde anılır.

Sizde mutlaka Tersane Sarayı’ndan günümüze ulaşan tek yapıyı, Aynalıkavak Kasrı’nı görün.

 

Bunu kaçırma!

karadeniz demiryolu

İstanbul’un Kayıp Karadeniz Demiryolu

Geçmişin izlerinin hızla silinebildiği bir ülke Türkiye. Ancak bazen geçmişin izlerini örten tabakaları eşeleyip, o …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir